25.Aralık.2014
Yeni yıl, yepyeni hedefler, son dakikaya bile bırakılmak,sığdırılmak istenen yenileşme çabaları, kilo verme girişimi, sigarayı bırakma, sıkıntılı ilişkiden kurtulma, saç rengini değiştirme, sakalı, bıyığı kesme…
Ben size bu kez yeni yıla, yeni başlangıca giderken gerçekleşen bir vedadan söz etmek istiyorum, bildik ” yeni yıla giriş kalıp sevgi pıtırcığı cümleleri” kurmak yerine.
26.Nisan.2014, 20.30, Ayvalık. Çok keyifli bir yemek yedik annem, babam, oğlum ve ben. 14.Nisan günü 70 yaşına giren babacığım annemle birlikte içtiği kutlama kahvesi sırasında fenalaşıp hastaneye kaldırılmış, bir hafta hastanede kaldıktan sonra annemde konaklıyordu. Yemekten sonra kahvelerimizi içerken babacığım dedi ki:” Güniz beni evime götür. Uzun süredir buradayım, uyuyamıyorum, anneni de uyutmuyorum, lütfen.” Annem çok karşı çıktı ama babamın gözlerine baktığımda gitmeye hazır, istekli ve bunun için enerji gördüm ve biraz da yalvarma. Saat 22.00 olmuştu.
“Tamam babacığım.” Dedim.” Bir şartla telefonun sabaha kadar açık duracak ve ben istediğim zaman arayacağım sen de yanıt vereceksin.” “Anlaştık kızım.” Luna Park’ a götürülecek çocuğun sevinciyle hemen hazırlandı,ben arabayı kapının önüne getirdim, hoop ön koltuğa oturuverdi, emniyet kemerini bağladı, arkaya da oğlum geçti. Sohbet ede ede evine ulaştık. Büyük bir çeviklikle arabadan indi, seri adımlarla apartmanına girdi, merdivenleri tırmandı,oturduğu dairenin kapısını açtı, adımını attı, nefesi daralmıştı…
Hemen banyoya girdi, ferahlamaya çalıştı, beni çağırdı: “Güniz koş…” ” Sok elini suyun altına,sıvazla sırtımı soğuk soğuk.” “ Hadi daha çabuk…”İki üç dakika sonra salona geldi yanımıza. Oğlum ve ben panik, çaresiz babama baktık.Koltuğuna oturdu.Daha sakindi,nefesi biraz daha düzelmişti.”Babacığım hadi dönelim.” “Hayır,bak geldik böyle oldum,dönüşe dayanamam.” “Biz kalalım o zaman.” “ Hayır, istemiyorum sizi, gidin.” Çok kararlıydı. “Telefonun nerede baba…” Bakındı,arandı yok. Numarayı aradım,annem açtı:”Burada…” “ Ne yapalım baba?”
Bu arada babam koltuğuna oturmuş, televizyonu açmış seyrediyordu. Bana döndü:” Telefonu alıp getirin.” “Seni de götürsek, emin misin?” “Gidin gelin,çok dikkatli kullan arabayı, hadi.” Baktım yüzüne,bırakabilirdim onu bir başına. “Tamam o zaman,hemen geliyoruz.Gelince bir daha konuşuruz olur mu,anlaştık mı? Anahtarı bana ver de sen yerinden kalkma, biz açar gireriz.” “ Anlaştık. Hadi hadi gidin…”
Fırladık oğlumla, nasıl ulaştık annemin evine hatırlamıyorum. Bayrak yarışı gibi oğlum kaptı babamın telefonunu annemin elinden, on dakika sonra babamın sitesinin önündeydik.İki yıldır o sitede yaşıyordu babam Ayvalık Çamlık’ ta, yerini biliyordum ama adını değil.İçimden bir ses ‘Dikkatle oku!‘dedi.Koşa koşa apartmana girdik, merdivenleri tırmandık, kapıyı açtım; babam dizlerinin üstünde başı divanın oturulacak kenarına düşmüş, takılmış kalmış gibi, kolları iki yanından sarkmış üzerinde atletli halde yığılmıştı. Oğluma bağırdım hemen: “ Ambulansı ara, Çamlık Çağın Sitesi de, Çamlık Çağın Sitesiiiii!!!!”, fırladı dışarı bağıra bağıra ağlayarak.
Babamı sırt üstü yatırmaya çalıştım, boynu tutmuyordu, başı bir o yana bir bu yana düşüyordu. Sanki babam küçülmüştü, o ‘ ölümden sonra 21 gram kaybı doğru mu acaba ’ diye düşündüm saniyelik. Beden o kadar tazeydi ki zorlansam da yatırmayı başardım. Avaz avaz bağırıyorum “ Baba uyan, baba uyan.”, aynı anda balgamlarını sildim, dilini yakalayıp dışarı çıkardım, şişmiş miydi ne? El bileğinden, ayak bileğinden, boynundan nabzını yakalamaya çalıştım. İnceden hissettiğimi sandım, umut ettim. Çaresiz kalmış küçücük ellerimle hemen kalp masajına başladım ,suni teneffüs yaptım. Yok,yok! Gözleri, gözleri yok olmuştu babamın. Rengini mi hatırlamıyordum yoksa renksiz miydi? Bembeyazdı gözleri. Saatler kadar uzun dakikalarca çırpınıp durdum… Olmadı! Babam geri gelmedi. Göz kapaklarını indirdim. Ona baktım, ben baba evindeyken divanda uyuya kaldığında üstünü örtmeye yanına gittiğimdeki gibiydi yüzü, uyuyordu işte…
Belki de bundan daha acı ölüm sahneleri duydunuz ya da şahit oldunuz. Bu benim için acı olan. Bu benim babamla ayrılık hikayem.
Sevdiklerimizle ayrılığımız her an olabilir, bunu hepimiz biliriz ama hissetmez, bilir gibi yapmayız. Hadi o yeni yıla yenilenerek giriş listemize sevdiklerimizle daha çok zaman geçirmeyi, onları akşama ya da ertesi gün görmeyecekmiş gibi sarılmayı, öpmeyi,seni seviyorum demeyi ekleyelim.
Elbette ölümlüyüz, hadi kendimizi de daha fazla ertelemeyelim. O yere gidelim, onu alalım, onu arayalım, ona deli aşık olalım, onu ziyaret edelim, onu yiyelim, ona sarılalım, orayı yürüyerek geçelim bu kez, onu içelim, oranın kokusunu içimize çekelim, orada saatlerce oturup o manzarayı en ince detayına kadar seyredelim, … neyse o haz duyduğumuz, duyma ihtimali olan ama ertelediğimiz… Ölümlü olduğumuz bu yaşam sadece bizim ve bir tane, sadece bir kez yaşayacağız. Ne olur ısmarlandığı değil istediğiniz gibi yaşayın ki ölürken: “ Benim yaşamımdı” diyebilin.
Yarın olmayabilir, hadi bu günü yaşamaya…
