Kare formlu Kardiyoloji Yoğun Bakım Birimi' nin sağ alt köşesinde, duvar dibindeydi yatağım, numaram da 12, tıpkı ilkokul birinci ve ikinci sınıfta olduğu gibi... Tüm yoğun bakımın ilaç, nefes, yemek, ürin kokusu benim üstümde toplanıyordu çünkü tam tepemde, köşede küçük de olsa havalandırma deliği bulunuyordu.
Üstüne üstlük ayak ucumda, sağda duvara dayandırılmış motoru oldukça gürültülü çalışan bir küçük buzdolabı vardı. Bu kokunun,sıcağın, ağırlığın üstüne buzdolabının bana basan motor sıcağı durumuma tüy dikiyordu. Henüz anlayamadığım, görmediğim ama acısını hissettiğim dikişim, sağımdan kocaman bir fanusa doğru sarkıtılmış diren borum, kendini göstermeye başlayan boyun fıtığımın ağrısı bu sıcak, kokulu, boğuk ortamla birleşince Fatma ( İltuş) hemşireyi ayarlayıp fırsatını bulduğum ilk anda diren borum ve sondam elimde koşa koşa kaçmak istiyordu canım: " Bir iyilik yap da eve gideyim, bak yüzüm gülüyor. Boşver sen ağrımı, acımı, oksijen borumu, serumumu... Ha hemşirem olmaz mı?"
Sabah 06.30 da kahvaltı ettirmek için tepemde dikilen Aslı'mın: " Günizzzzz,, çok şanslısın. İzmir son beş yılın en soğuk günlerini yaşıyor. İyi ki buradasın yoksa dışarıda üşütür, hasta olurdun valla." sözleri ciğerlerimi ve kaslarımı tam kullanmadığımdan beni acıyla şekilden şekile sokuyordu gülmeye çalışırken. Zaten ölüme kafa tutan bu birimden birinin gülmesi tüm sakinlerce pek hoş karşılanmazdı. Yakalayanların ayıplayıcı bakışları altında için için güldük bizde!
Yoğun bakımdaki ikinci günümde Xander elinde hastane kafeteryasından bulduğu, karton kutu kapağından koparılmış bir parçayla geldi." Al " dedi " Bak sana ne buldum, bunu yelpaze yerine kullan. Sıcağını, havayı az da olsa dağıtmaya yarar." Tam yedi gün mp3 çalarım ve bu karton yelpazem en büyük can yoldaşım oldu yoğun bakımda.
Sekizinci gün beni servise, odaya aldılar. Kocaman sürgülü camlı hastane odasını iki yaşlı teyzeyle paylaşıyordum. Biri cam kenarında diğeri ortadaki yatakta yatıyordu, ben kapı kenarına yerleştirilmiştim. Zorlanarak yerimden doğruldum, önce yatağıma sonra ayak ucundaki demire daha sonra da duvara tutunarak camın kenarına geldim. Canım kenarındaki mermer bankoya dayandım, İzmir, Crown Plaza, Balçova, seralar, deniz...
Tüm gücümle pencere camını sola kaydırıp pencereyi açmaya çalıştım. Teyzeler çığlık attılar: " Aman kızım, üşürüz..." Hem teyzelerden korktuğumdan hem de gücüm yetmediğinden ancak iki parmak kalınlığında kaydırabildim camı. Başımı sola eğdim ve o aralıktan kuş gagası gibi burnumu dayadım, havayı kokladım. Sonra içime çektim, taaa derinime. İşte, şimdi yaşıyordum.
Arkadaşım, NEFES AL!
29 Mayıs 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 yorum:
Merhaba, umarım şimdi çokkk daha iyisindir. Hemşiren:)
Yorum Gönder