10 Haziran 2008 Salı

RUH İKİZİ

RUH İKİZİ; iki küçük içeriği büyük kelime...


Ruh ikizim diye tanımladığımız kişiyle ilişkiniz yürümeyince karşınızdaki artık ruh ikiziniz olmuyor mu?



O gerçekten ruh ikiziniz miydi yoksa ruh ikizim olsun diye direttiğiniz mi?



Herkezin bir ruh ikizi var mı? Herkezin bir ruh ikizine ihtiyacı var mı?



Tüm ömrümüzü bu ikizi aramakla mı geçiriyoruz? Bulduğumuzda onu farkediyor muyuz? Farkettiysek elimizde tutmak için ne yapıyoruz?



İtip kakmamıza rağmen inatla dimdik yanıbaşımızda duran, ruh ikizi ismini alamasa da bizim için, " bizim olan" değil mi?



Ruh ikizi bir isim mi içi doldurulmayı bekleyen yoksa onu bulduğun o ilk saniyeden itibaren yavaş yavaş içini boşaltan mı?



Ruh ikizsiz yaşanır mı? Yaşanabilmeli mi?



Ya ruh ikizi ruh ikizliğini kötüye kullanıyor sizi kan revan içinde bırakıyorsa, orada kalmaya devam etmeli mi?



Bizi böğürte böğürte ağlatan ruh ikizinin düş kırıklığı, içinin boşluğu mu yoksa onun içini dolduramadığımız için bizde oluşan kızgınlık mı?



Yoksa doğru olan, itina edilmesi gereken sadece ve sadece ben ve ben mi? Pamuklar içinde korumam gereken ikizim olan ben, tek ben, yalnızca ben mi?



Hoyratça yüreği yaralamak, yaralatmak niye? Ne için? Vaadedilen kendine vereceğinden daha büyük, daha kutsal, daha övünülen mi?

Hiç yorum yok: